Tarih’e Damga Vurmuş Yahudi Soykırımının Oyunculuğa Yansıması
  1. Ana Sayfa
  2. Damga Vuranlar

Tarih’e Damga Vurmuş Yahudi Soykırımının Oyunculuğa Yansıması

0
Bir kamp düşünün.. Auschwitz ruhu ile harmanlanmış içinde hayal dünyalarına her doğan güneşe umut besleyen insanlar..

Yahudi soykırımını eşsiz ve canlı bir anı olarak kalmasını sağlamak için  İtalyan yönetmen Roberto Benigni‘in yönettiği 1997 yapımı İtalyan drama filmidir.

Film 1998 yılında Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül’ü kazandı.

1999 yılında ise 7 dalda Oscar‘a aday olan film, en iyi yabancı film, en iyi erkek oyuncu ve en iyi müzik dallarında ödüller kazandı.

Hayat Güzeldir Hakkında Tartışmalar

Hayat Güzeldir hakkındaki tartışma, etik ve temsil konusundaki felsefi tartışmalardan elbette ciddi biçimde etkilenmiştir. Tresize tarifsiz olan üç şeyden bahseder:

  1. Tarifsiz olan ağızdan çıkmayan anlaşılmayan ve dolayısıyla da temsil edilemeyendir.
  2. Kötü bir edimin, örneğin Nazizmin ‘tarifsiz kötülüğünün’ boyutları ve nitelikleri açısından ortaya koymak
  3. Tarifsiz olan bu anlamıyla kutsal olan bir şeyi ya da bir tabuyu ifade eder. (Diken B. & Laustsen C. ,2007). (Trezise 2001:39).

FİLM’İN SOSYOLOJİK BAĞLAMDA KISA BİR ANALİZİ

20 Aralık 1997’de İtalya’da vizyona giren film, ırkçılığın son derece kötü sonuçlarının olduğu gösterir niteliktedir. Şehir yaşantısına ilk adım attıklarında konuşurken  Guido, Ferruccio’ya şehirden bahsederken; burada özgürsün ve istediğin gibi bağırabilirsin dedikten sonra Ferruccio’nun bağırması ve hemen ardından Guido’nun ona sus demesi şehir yaşantısının insan hayatını nasıl sınırladığı ve kendi çerçevesiyle ördüğünü gösterir niteliktedir. Başına geleceklerinden habersiz Yahudi etnistesi olan kişiler şehre gelmişlerdir.Faşizmin etkisi altında olan dönemin İtalya’sı Faşizm etkisinin toplumlara ve kültürlere ne denli zarar verdiğini sunar, dönemin sunduğu zorluklar Yahudi karşıtı bireylerin Yahudi kimliğine sahip bireylere yaşattıkları zulmün hem acı hem de neşeli yanlarını bize gösterir.  Guido’ nun okula sahte müfettiş olarak girdiği sırada öğrencilere 2.dünya savaşı sırasında yapılan faşist ve ırkçı propagandaları anlatırken güzel bir mizah ile hem eleştirip hem de alaya alması aslında yaşanılan hayatların hem üzücü hem de dramatik olduğunu gösterir. Irkçılığın insanlara ve ebeveynlere sunduğu zorlukları gösteren film aslında hem ideolojik hem de faşist anlamda bize statü ve rollerin, doğduğumuz kültürün bize kötü veya iyi yönde neler doğurduğu neler yaşattığının önemli unsurlarını niteler. Yahudilere karşı yapılan ırkçı saldırıları at sahnesinde hayvanın boyanması ve üzerine ‘bu bir Yahudi malıdır’ yazılması sahnesinde çok iyi bir biçimde ırkçılığı alaya alarak göstermiştir. Askerlerin Yahudileri alıp götürdüğü sahnede yaşanan acı, durumu farklı bir biçimde aktarması ve yaşadığı onca acıya karşın asla bu anlatımından vazgeçmemesi çocuğun, geleceğin, yaşama hakkının ve arzusunun ne kadar önemli olduğunun diğer bir göstergesidir. Guido, herkese hitap eder ve ayrımcı olan her şeyle alay edip yok eder. Yani ırkçılığın, sınıf farklarının önemli olmadığını herkesin yaşadığı toplumda ideolojisi, kültürü yüzünden dışlanması veya üstün görülmesini alay ederek mizahi biçimde gösterir. Yaşanan hayatların soykırım ile ayrılması ve bunu sadece Yahudi bireylerin yaşadığını gösteren film bizlere ayrımların bireyler üstünde ne kadar acı durumlara yol açtığını gösterir niteliktedir. Bir babanın çocuğu için acı bir durumu, neşeli bir hale getirmesi bile aslında ebeveynlerin yaşadığı zorluklar nedeni ile çocuklarının yaşamı boyunca etkisi altında kalacağı olayları eğlenceli bir duruma dönüştürmesini amaçlar niteliktedir. Film de aslında panaptikon kavramından da bahsedeceğimiz bir çok replik ve gösterim vardır. Aslında bir kişinin yaşamını ne denli hissettiği ve görmek istediğini gösterir yani film yaşanan acı olayların, engellere karşı mücadele ve üstesinden gelmenin bir örneğidir.   Bir babanın oğlunun kötü şeyleri görmemesi için kendini feda etmesi, çocuğuna bulundukları kötü koşullara rağmen başka bir dünya yaratması da simülasyon örneği olacak niteliktedir. aslında bir bireyin rolünün ona atfettiği şeyleri yapmasının gerektiğini niteler. Kamplarda meydana gelen soykırımların, işkencelerin, açlık ve adaletsizliğini gösteren film savaşların bireylere ne kadar acı şeyler yaşattığını, kötü durumları fedakarlık yaparak iyiye çevirmeyi gösterir. Kötü anlarda yaşanılan acı durumlarda bile, mutluluk için bir neden aramamız, o umudu içimizden asla yitirmememiz gerektiğini bize sunar.  Bir bireyin etnistesi, bireyin yaşayacağı hayatı belirmemeli ırkçılık manifestosu bu kadar acı olaylara bir sebep olmamalıdır. 

    Yazar Hakkında

    Gerçeklikten çok, kendi ütopiasında yaşayan depresif bir 23’lük boğa kadını.. BAÜN/ Sosyoloji mezunu diplomalı bir işsiz..

    Ne Düşünüyorsun?