Sabahattin Ali Bize Ne Anlatıyor?
  1. Ana Sayfa
  2. Ne Anlatıyor?

Sabahattin Ali Bize Ne Anlatıyor?

0

İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf, Değirmen gibi çok önemli roman ve öykülere imza atan büyük yazar Sabahattin Ali bize ne anlatıyor?

Sabahattin Ali 25 Şubat 1907’de Eğridere’de doğdu. Edebi kişiliğini toplumcu gerçekçi bir düzleme oturtarak yaşadıklarını okuyucusuna yansıttı ve kendisinden sonraki cumhuriyet dönemi Türk edebiyatını etkileyen bir figür hâline geldi .

Genelde öykü türünde eserler verse de romanlarıyla ön plana çıktı; romanlarında uzun tasvirlerle ele aldığı sevgi ve aşk temasını, zaman zaman siyasi tartışmalarına gönderme yapan anlatılarla zaman zaman da toplumsal aksaklıklara yönelttiği eleştirilerle destekledi. Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan ve Kürk Mantolu Madonna romanları Türkiye’deki edebiyat çevrelerinin takdirini toplayarak hem 20. yüzyılda hem de 21. yüzyılda etkisini sürdürdü.

Sessiz sedasız bir köşeye çekilip

yaşamak lazım.

Sabahattin Ali Kitaplarında Bize Ne Anlatıyor?

Sabahattin Ali, hikâyelerinde insanı anlatmış, insan eliyle oluşturulan dogmatik düzeni. Hepsi içimizden, hepsi biziz. Açık, net bir dille yazılmış hikâyelerdeki betimlemelerle toplumun resmini çiziyor usta yazar.

İçimizdeki Şeytan

  • İçimizdeki Şeytan; birbirini severek evlenen, hayata bakış tarzları, kişilikleri farklı olan iki gencin anlaşamayarak ayrılmalarını konu edinen bir romandır. Nitekim iki genç birbirlerini tanımaya fırsat bulamadan dünya evine girerler, fakat kişiliklerinin zıtlaşması ve biraz da geçim derdinden dolayı birbirlerinden uzaklaşmak durumunda kalırlar. Kısaca özetleyeyim : Ömer hem postanede çalışan hem de üniversitede okuyan bir gençtir. Ömer, bir yaz günü Kadıköy vapurunda gördüğü Macide’ye aşık olur. Macide Konservatuar eğitimi için Emine Hanım tarafından İstanbul’a getirilmiş genç bir kızdır. Ancak İstanbul’da işler iyi gitmeyince hem evdeki huzursuzluk hem de Macide’nin eve yük olmamak istemesi nedeniyle evden ayrılır. Ömer ile takılmaya başlayan Macide onunla karı koca hayatı yaşamaya başlar. Ömer içindeki Şeytan’ın esiri olmuş bir kişidir. Başkalarından geçinmekte ve hızlı yaşamaktadır. Başka arkadaşları ile girdiği işler neticesinde tutuklanır. Macide ortaokul yıllarında gönül ilişkisi yaşadığı Bedri ile de yeniden bir araya gelmiştir. Ömer tutuklandıktan sonra salıverileceği gün Bedri tarafından ziyaret edilir. Ömer, henüz evlenmediği Macide’yi arkadaşı Bedri’ye bırakır ve aradan çekilir. Macide Bedri ile düzenli bir hayata başlar.

“İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.” İçimizdeki Şeytan Sayfa 188

Kuyucuklu Yusuf

  • Sabahattin Ali ‘nin diğer kitaplarında da olduğu gibi kitabın en temel karakteri bir kahraman değil, kusurları olan sıradan bir insandır. Yusuf korkak biridir. Hayatı ile ilgili karar almayı sürekli ertelemektedir. Sorunlarının farkında olmasına rağmen, onları çözmek için harekete geçmekten acizdir. Kendini hiçbir yere ait hissetmemekte ama bunun için de çok fazla çaba sarf etmemektedir. Tasvir edilen içe kapanık kişiliği erdem sahibi olmasından değil, ne yapacağını bilememesinden kaynaklanmaktadır.

“Neydi bu içinden çıkmaz meseleler? Neydi bu mavi göğe veya sevgili bir yüze bakmayı zevk olmaktan çıkaran hisler ve üzüntüler.?” Kuyucuklu Yusuf Sayfa 98

Sırça Köşk

  • İnsanların ötekileştirdikleri Raif Efendi, hiçbir şeye aldırış etmeden kendi dünyasında yaşamına devam ediyordu. Çok stresli bir iş dünyasına sahipti, karşılaşılan küçük problemlerde direkt ona yükleniliyordu. Onun sessiz kaldığını düşünselerde aslında Raif Efendi, hepsinden çok konuşuyordu. İnsanlar acayip buldukları bu kişiliğin sebebini sormak yerine kendilerince hüküm vermişlerdi. Biliyorum ki yaşadıklarını bir kişiye anlatsa az da olsa yüreğindeki ağırlık hafiflerdi ama insanlar onu dinlese bile anlamayacaklarını bildiği için kendini soyutlamış, insanlara anlatamadıklarını siyah kaplı defterinde haykırmıştır. Ölüm döşeğine düşen Raif Efendi siyah kaplı defterindeki haykırışlarıyla okuru buruk bir Berlin yolculuğuna çıkarıyor. Can sıkıntısının yoğun olduğu bir gün sırf bu durumdan kurtulmak adına deli danalar gibi sokak aralarında dolandığı sırada kendini sanat galerisinde bulan Raif Efendi, soğuk bir şekilde duvardaki tabloların arasında dolanırken bir tanesinin önünde gözleri kocaman aralanır ve adımları yavaşlar. Bir müddet tablodaki Kürk Mantolu Madonna’yı tahlil ettikten sonra hayran kalır. Ardından saatlerce, günlerce süren bu büyülü rüya her şeyden habersiz devam eder. Öyle ki tablonun sahibi kanlı canlı yanında oturmasına rağmen kahramanımız bunu bile fark etmez. Günler sonra tesadüfen karşılaşan bu ikili hayattan soğumuş halde olmasına rağmen birden yaşamları değişir. Sanat galerisinde başlayan bu hayranlık Berlin sokaklarının her köşesine birer anı olarak kazınır. Öyle ki memleketi Ankara’ya dönen Raif Efendi, seneler sonra aşkının meyvesini bir trenle bilinmezliğe doğru yolcu eder. Maria Puder’ın mücadelesini, Raif Efendi’nin yaşadıklarını ve insanların ona karşı davranışlarını düşündükçe tüylerim diken diken olmasına rağmen hayatın her köşesinde bu tarz hayat hikayelerinin  olduğunu çok iyi biliyorum. Eseri okurken sevginin ve sevgisizliğin insan hayatını ne kadar etkilediğini her iki koşulda da gözlemleme şansına erişiyorsunuz.

“İçimde yarım kalmış bir konuşmanın üzüntüsü vardı” Kürk Mantolu Madonna

Sabahattin Ali

“İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.”

    İlginizi Çekebilir

    Yazar Hakkında

    Merhaba ben Cihan!

    Ne Düşünüyorsun?